2.BEYAZID ( 1447-1512 )

                         

  II. Bâyezîd veya II. Beyazıt, ayrıca bilinen adıyla Sultan Bayezid-i Velî (Bayezīd-i Sānī; 3 Aralık 1447 – 26 Mayıs 1512), Osmanlı İmparatorluğu’nun sekizinci padişahı. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Sitti Mükrime Hatun ya da Emîne Gül-Bahar Vâlide Hatûn’dur. Yavuz Sultan Selim’in de babasıdır. Tahta geçtiğinde 511.000 km²’si Asya’da, 1.703.000 km²’si Avrupa’da olmak üzere toplam 2.214.000 km² olan imparatorluk toprakları, ölümünde yaklaşık 2.375.000 km²’ydi.

1)SALTANATI ÖNCESİ YAŞAMI:

  II. Bayezid’in doğum tarihi tarihçiler arasında tartışmaya yol açmaktadır. Güvenilir bir Osmanlılar bibliyografya ansiklopedisi doğum tarihinde bu tartışmayı karşılamak amacı ile bu tarihi Aralık 1447/Ocak 1448 olarak vermektedir. Bazı kaynaklar bu tarihi 3 Aralık 1447 , diğerleri de 1448 olarak vermektedirler. Doğum yeri bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne’ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka’daki Dimetoka Sarayı’nda dünyaya geldi.

İstanbul’un Fethi’nden sonra, Şehzade Beyazıt 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi. O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi. İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi – Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed-i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı. Ayrıca Şeyh Hamdullah’tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi.

Şehzade Beyazıt sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya’da oturdu. Bu görevde iken 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı. Ayrıca 1479’da İran’dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine, Şehzade Beyazıt’ın vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı.

2)SALTANAT DÖNEMİ YAŞAMI:

  Mehmet’in 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmet Paşa, Bayezid ve Bayezid’in kardeşi Cem Sultan’a ulaklar (haberci) gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid’in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul’da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmet Paşa’yı 4 Mayıs 1481’de öldürdüler ve Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut’u babasına vekâleten tahta çıkardılar.

  Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II. Bayezid maiyetinde 4 bin kişi olduğu halde Amasya’dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar’a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut’tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481’de Osmanlı tahtına çıktı. II. Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı. Yeniçerileri ulufelerini günlük 5 akçeye çıkarttı.

2.1)CEM SULTAN SORUNU:

  Cem Sultan ağabeyi II. Bayezid’in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa’nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu.

II. Bayezid İstanbul’da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid’in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa’da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa’da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II. Bayezid’e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan’a verilecekti. Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı. Osmanlı Devleti’nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan’ı desteklediler.

  Yenişehir Savaşı’nda (22 Haziran) yenilen Cem Mısır’a kaçtı; Karamanoğlu Kasım’ın çağrısı üzerine tekrar Anadolu’ya dönerek şansını bir daha denediyse de sonunda Rodos şövalyelerine sığınmak zorunda kaldı (29 Temmuz 1482). Bayezid kardeşinin serbest bırakılmaması için büyük çaba harcamak ve bazı tavizler vermek gereğini duydu. Cem’i göz altında bulundurmaları için şövalyelere her yıl 40.000 duka ödenmesine ve onlara Osmanlı topraklarında serbestçe ticaret hakkı tanınmasına dair bir anlaşma yapıldı. Ayrıca Hristiyanlarca kutsal sayılan, üzeri kıymetli taşlarla süslü altından bir muhafaza içinde saklanan Jean Baptiste’in (Hz. Yahyâ) sağ eli şövalyelere armağan edildi.

Cem’in Avrupa’ya naklinden sonra da Osmanlı Sarayı ile Rodos, Venedik, Savoia, Fransa ve papalık arasında yoğun bir yazışma başladı. Bayezid gönderdiği ulaklarla Cem’in hayatta olup olmadığını sorduruyor, bir yandan da onu kaçırma ya da öldürme yollarını arıyordu. Fakat Fransa Kralı VIII. Charles’in İtalya seferi umulmadık değişikliklere yol açtı. Papa VI. Aleksandr Osmanlı sultanından para yardımı istediyse de daha sonra Cem’i VIII. Charles’e teslim etmek zorunda kaldı. Bu sırada hastalanan Cem 25 Şubat 1495’te büyük bir ihtimalle zehirlenme sonucu vefat etti.

Cem olayı ve bu olay dolayısıyla Avrupa’da İstanbul’u geri alma yolunda doğan umutlar Bayezid’i çok dikkatli ve barışçı bir siyaset takip etmeye sürükledi. Bununla birlikte o gerektiğinde savaştan da çekinmemiş, böylece Osmanlı topraklarına yeni yerler katılmıştı.

Cem Sultan’ın ölümünü öğrenen II. Bayezid Osmanlı ülkesinde 3 gün yas ilan etti. Ülkedeki camilerde Cem Sultan için gıyabi cenaze namazı kılındı. Ayrıca II. Bayezid kardeşinin günahlarının bağışlanması için fakirlere 100 bin akçe sadaka dağıttı.

İtalya’da toprağa verilen Cem Sultan’ın cenazesi de pazarlık konusu oldu. Uzun süren bir mücadelenin ardından Cem Sultan’ın cenazesi, vefatından 4 yıl sonra 1499’da Osmanlı topraklarına getirildi. Mudanya’da karaya çıkarılan cenaze Bursa’da Muradiye Camii’nin haziresinde kardeşi Şehzade Mustafa’nın da mezarının içinde bulunduğu türbe’ye gömüldü.

Cem Sultan Avrupa’dayken, İspanyollar karşısında yenilgiye uğrayan Endülüs’teki Müslümanlar Osmanlı Devleti’nden yardım istediler. II. Bayezid kardeşi Cem Sultan’ın Avrupa’da esir olması sebebiyle gerekli yardımı tam anlamıyla yapamadıysa da Kemal Reis’i İspanya’ya gönderdi. Kemal Reis İspanya’daki Müslümanları Kuzey Afrikaya, Yahudileri de de Selanik ve İstanbul’a taşıdı. 1492 yılında Müslümanların yanı sıra 150 bin kadar Yahudi de Osmanlı topraklarında yerleştirildi.

2.2)İTALYA’DAN GERİ ÇEKİLME:

  Bayezid’in Cem ile saltanat savaşının ilk sonucu Otranto’nun elden çıkmasıdır. Bayezid, Otranto’yu zapt ettikten (11 Ağustos 1480) sonra kuvvet toplamak için geri dönen Gedik Ahmet Paşa’nın tekrar İtalya’ya gitmesine izin vermeyince güç durumda kalan Türk garnizonu Napoli kuvvetlerine teslim oldu (10 Eylül 1481). İtalya’da sağlanmış olan üs böylece kaybedildikten sonra Napoli Krallığı ile esirlerin geri verilmesini öngören ve tarafların tebaalarına ticaret serbestliği tanıyan bir anlaşma yapıldı.

3)SAVAŞLARI:

1)BİRİNCİ SEFER-İ HÜMAYUN:

Sultan Bayezid 1483 baharında Edirne, Filibe ve Sofya üzerinden Sırbistan’a geldi. Morava Nehri kıyılarında yol alan padişah, Belgrad yakınlarına kadar sokuldu. Bu çevredeki tüm kaleleri onarttı. Kasım 1483’te İstanbul’a döndü. Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü. Padişahın bu seferi, Macaristan’ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan kral Matthias, 1483 sonlarında Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı.

Sefer sonucunda Hersek Dükalığı da ilhak edilerek Bosna Eyaleti’ne katıldı.

3.2)İKİNCİ SEFER-İ HÜMAYUN:

  Boğdan Voyvodası Stefan cel Mare’nin Bulgaristan’a saldırması ve Tuna ağzında üslenen korsanların Türk donanmasına zarar vermeleri üzerine Bayezid bizzat sefere çıkmak zorunda kaldı. Bu Boğdan seferinde Kili (15 Temmuz 1484) ve Akkirman (4 Ağustos) kaleleri alınarak Stefan yıllık vergiye bağlandı ve Kırım’a karadan ulaşım sağlandı. Kaybettiği yerleri geri almaya çalışan Stefan ise bunu başaramayacağını anlayınca 1501’de Osmanlılar’la yeni bir barış imzaladı. Boğdan seferi sırasında Kırım kuvvetleri Besarabya bölgesini ele geçirdiklerinden Polonya ile doğrudan temasa gelinmişti. Karşılıklı akınlar yüzünden dostça başlamayan Osmanlı-Polonya münasebetleri Macar Kralı II. Ulaszlo’nın ara buluculuğu ile iyiye dönüştü.

3.3)İKİNCİ BEYAZID KÜLLİYESİNİN İNŞAATI:

  Boğdan seferine çıkarken Edirne’ye gelen Bayezid, Tunca Nehri kenarında adın taşıyacak külliyenin temelini attı. Seferden aldığı ganimet malını külliyenin yapımı için harcadı. İnşaat, 1488’de tamamlandı.

3.4)OSMANLI-MEMLÜK SAVAŞLARI:

Yakın Doğu’nun iki büyük Türk devleti olan Osmanlı ile Memluk arasındaki sınırı Fırat nehri ve Toros Dağları belirliyordu. Bir zamanlar Orta Anadolu’ya kadar varan Memluk nüfuzu, artık Toroslar’ın gerisine itilmişti. Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmı ve Çukurova’yı elinde tutan Ramazanoğulları Memlukluların hâkimiyetinde, buna karşılık Dulkadiroğulları ise Osmanlılar’ın hakimiyetindeydi. Memluklular ile Osmanlıların ilişkileri başlangıçta dostçaydı. Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki zaferleri Memluk başkenti Kahire’de resmî şenliklerle kutlanıyordu. Ama Memluklular Osmanlıların Çukurova bölgesindeki varlıklarından hoşnut değillerdi. Osmanlıların bölgeye yaptığı akınlar iki ülkenin arasını bozdu. Türkler tarafından yönetilen bu iki ülkenin aralarının bozulmasındaki bir başka sebep ise prestij meselesiydi. Devrin en büyük devleti konumunda olan Osmanlı İmparatorluğu aynı zamanda da devrin en büyük İslam ülkesiydi. Halifeliğin, Kutsal Emanetler’in ve mukaddes şehirlerin Memluk Devleti’nin elinde olması Osmanlı’nın kabul edemeyeceği bir durumdu. Fatih’in Hicaz Su Yolları ve Türk hacılar için bazı düzenlemeler yapmak istemesini Memluklular iç işlerine müdahale saydı ve reddetti. Memluklular coğrafi koşullara çok güveniyor ve hiçbir ordunun Mısır’a giremeyeceğini düşünüyorlardı.

İlk Osmanlı-Memluk savaşı 1485’te patlak verdi ve 6 yıl sürdü. Savaşın görünürdeki sebebi 1485 yılında Osmanlı ülkesinden giden hacılara saldırılması ve İstanbul’a gönderilen Behmeni hediyelerine geçici olarak el konulmasıydı. 2 Mart 1482’de Güney Hindistan Türk İmparatorluğu tahtına babasının yerine oturan Mahmut Şah Behmeni, Sultan Bayezid’e içlerinde değerli mücevherler bulunan hediyeler göndermişti. Mısır gümrük idaresi, sonradan göndermelerine rağmen ilk önce bu hediyelere el koydu. Armağanlar İstanbul’a gönderilmek üzere yola çıktığında Osmanlı Devleti Memluklular’a savaş açmıştı bile. Savaşın diğer sebebi ise, her yıl Osmanlı topraklarından Hicaz’a giden hacıların, Bedevi Araplar tarafından saldırıya ve yağmaya uğramaları idi. İstanbul, Kahire’ye, Hac yollarının güvenliğini sağlaması için notalar göndermiş, fakat Memluklular geçim kaynağı yağma olan Bedevilere bir türlü ciddi bir şekilde engel olmamışlardı. Bu sebeplere II. Bayezid’in o zamanlar Avrupa’da bulunan kardeşi Cem Sultan’ın Kahire’de kalan ailesinin iadesini istemesi ve bu talebin Memluklar tarafından reddedilmesi de eklenebilir.[18]

Savaş 1485 yılının Mayıs ayında başladı. Fatih’in vefatından 4 yıl sonra başlayan savaş hiçbir zaman topyekûn bir muharebe şeklinde gerçekleşmedi. İki imparatorluk hiçbir zaman tüm ordularıyla karşı karşıya gelmedi. Ne Osmanlılar ne de Memluklular birbirlerinin topraklarını ilhak etme niyetinde değildiler. Harp iki ülke toprakları arasında tampon bölge mahiyetindeki Çukurova ve Dulkadiroğulları’nın toprakları üzerinde gerçekleşen vuruşmalar seviyesinde kaldı.

Savaş Karagöz Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu’nun taarruzu ile fiilen başladı. Karagöz Mehmet Paşa Gülek Boğazı’nı geçerek Çukurova’ya girdi. Böylece Osmanlılar ilk defa Adana’yı işgal etmiş oldular. Karagöz Mehmet Paşa güneye yönelerek Tarsus’u da aldı. Akdeniz sahiline kadar inince Çukurova’nın da Osmanlı hâkimiyetine geçtiği sanıldı. Zaten burası Memluklular’ın kendilerine ait topraklar değildi. Onların idaresindeki Ramazanoğulları Beyliği’ne bağlıydı. Sonra Karagöz Mehmet Paşa İstanbul’a döndü ve sancak beyi oldu. Bu arada Memluk ordusu Çukurova’ya doğru yola çıkmıştı.

Memluklular önce Osmanlılara tabi Dulkadir Beyliği’nin topraklarına girdi. II. Bayezid’in kayınpederi olan Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey damadından acil yardım istedi. Kayseri Sancak beyi Yakup Bey ordusu ile yardıma geldi ve Memluk ordusunu yendi. O dönemlerde Memluk idaresinde bulunan Malatya önlerine kadar gelen Yakup Bey’i Memluk Başkumandanı Özbek Bey pusuya düşürdü ve Osmanlı birliğini imha etti. Karşı koyacak bir ordu olmaması nedeniyle Özbek Bey rahatlıkla Çukurova’ya girdi. Adana ve Tarsus sancak beylerinin öldürülünceye kadar mukavemet göstermelerine rağmen Memluklular Osmanlılar’ı Toroslar’ın gerisine atmayı başardı.

1486 yılı Ocak ayında Anadolu Beylerbeyi Hersekzade Ahmet Paşa, Çukurova’yı tekrar almak için Gülek Boğazı’nı geçerek Memluklular’ın önüne çıktı. Fakat yenilerek esir düştü. 1 yıllık esaret hayatından sonra serbest bırakılan paşa İstanbul’a döndü. Memluk sultanı Kayıtbay savaşın sona ermesi için barış teklifi yapsa da kaybetmeye alışık olmayan Osmanlı devlet adamları barışa razı olmadılar.

1487’de bu sefer bizzat Sadrazam Damat Koca Davut Paşa Çukurova için Memlukluların üzerine yürüdü. Kendisi İçel’e geçerken Rumeli Beylerbeyi Ali Paşa’yı Tarsus’un üzerine gönderdi.

Denge savaşı böyle devam ederken II. Bayezid Memluklarla olan savaş döneminde Venedik’e Osmanlı donanmasının o zamanlar Venedik’e bağlı olan Kıbrıs’ın Mağusa limanında demirleme isteğini bildirdi. Memluklarla savaşı göze alamayan Venedik bu isteği nazikçe geri çevirdi.

1488 yazının müthiş sıcağında Osmanlı Ordusu Vezir Ali Paşa kumandasında yine Çukurova’daydı. Adana, Tarsus, Kozan başta olmak üzere Çukurova’yı ele geçirdi. Memluk başkumandanı Özbek Bey yine yetişti ve 16 Ağustos 1488’de Ağaçayırı Muharebesi’nde Osmanlı’yı yendi. Yine Çukurova’yı Osmanlılar’dan temizlemeye çalışan Özbek Bey 7 aylık kuşatma neticesinde Adana’ya girdi. Bu savaşa katılan Paşalar bozgundaki mesuliyetleri nedeni ile azledildiler.

Bu olaylar olurken Osmanlılardan ümidini kesen II. Bayezid’in kayınpederi Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey Memluklara yanaştı. Bunun üzerine azledilen Bozkurt Bey’in yerine kardeşi Şah Budak Bey tayin edildi. Elbistan yakınlarında ağabeyi ile yaptığı savaşı kaybeden Şah Budak Bey esir düştü. Kahire’ye gönderilerek idam edildi.

1490’da Kayseri’yi kuşatan ve Karaman’a kadar Osmanlı toprakları içinde ilerleyen Özbek Bey’in üzerine yine Hersekzade Ahmet Paşa gönderildi. Kayseri yakınlarında Osmanlı Ordusu’nu bir kere daha yenen Özbek Bey, Ahmet Paşa’yı yine esir alarak Kahire’ye gönderdi.

Savaşlar daha çok Memluklar’ın lehine geçse de, iki devlet de tam bir sonuç alamamıştı. Memluk komutanı Özbek Bey büyük ün kazanmış ve adı Kahire’deki Özbekiye semtine verilmiştir.

Bu son yenilgi üzerine Sultan Bayezid bir sefer-i hümayun başlatmayı düşündü ve bu Sultan Kayıtbay’ı çok endişelendirdi. Zira o zamana kadar topyekûn bir savaşta Osmanlı Devleti’ni sadece Timur yenebilmişti. Bunun üzerine barışa razı oldu. Fakat bizzat barış istemeyi gururuna yediremeyen ve böyle bir barışın imzalanması halinde Osmanlı’nın aşırı isteklerinden korkan Memlük Sultanı başka bir Müslüman ülke olan Tunus hükümdarını araya soktu ve iki ülke savaşın başındaki hale dönülmeyi kabul ettiler. İki ülke de aldıkları toprakları iade ettiler. Böylece 6 yıl boyunca birkaç kez ele geçirdiği halde Çukurova’yı elde edemeyen Osmanlı Devleti 1491 yılında Memluklularla barış imzaladı.[19] Bir süre sonra II. Bayezid kardeşi Cem Sultan’ın kızı ile yeni Memluk sultanı Sultan Nasır Muhammed’i evlendirmek suretiyle barışı güçlendirdi. Ancak bu savaş sonucu yıllardır dost, dindaş ve soydaş olarak barış içinde yaşamış bu iki ülke arasında bir çatışma süreci başlamıştı.

3.5)ÜÇÜNCÜ SEFER-İ HÜMAYUN:

  Sultan II. Bayezid 10 Mart 1492’de Belgrad’ın fethi amacıyla İstanbul’dan sefere çıktı. Sultan Sofya’ya kadar geldi. Burada karar değiştiren Bayezid bu görevi Süleyman Paşa’ya bırakıp, kendisi Arnavutluk üzerine gitti. Güneybatı yönünde hareket ederek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen’de durdu. Temmuz sonlarında bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492’nin son günlerinde İstanbul’a döndü. Takriben 9,5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.

Belgrad’a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih’ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak amacıyla Erdel’e giren Süleyman Paşa burada yenilmiştir. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman’a kadar bu şehir alınamadı.

3.6)ADBİNA SEFERİ:

   Bosna Sancak beyi ve aynı zamanda akıncı komutanı olan şair Yakup Paşa, Sultan Bayezid Amasya’da şehzade iken babası Fatih’in temsilcisi olarak Sultan’ın yanında bulunmuştu. Bayezid tahta geçince Yakup Paşa’yı, önce oğlu Şehzade Alemşah’a atabey, sonra da Bosna beyliğine tayin etti.

Akıncıların 1492’de Avusturya’nın kapısı konumunda olan Slovenya’nın Celje şehrini kuşatmaları, Macarlar kadar Almanlar’ı da endişelendirmişti. 1493’te Yakup Paşa, 8 bin akıncı ile İstirya’ya girdi. Fakat geri dönüşünde önüne çıkan düzenli Macar ordusu tarafından Hırvatistan’da yolu kesildi. Her akıncıya 5 asker düşmesine rağmen, üstün bir gayretle Macarlar bozguna uğratıldı. Sonunda 5 bin 700 ölü, 25 bin esir veren Macarlardan bazı asiller de Osmanlılara esir düştü.

Bu zaferden sonra Yakup Paşa Rumeli Beylerbeyliği’ne getirildi.

3.6)OSMANLI-LEHİSTAN SAVAŞI:

  Lehistan’ın 1498 yılı başlarında Osmanlı himayesinde bulunan Boğdan Prensliği’ne tecavüzü üzerine Osmanlı-Lehistan savaşı başladı. Öncelikle Rumeli Beylerbeyi Yakup Paşa ve hatta Vezir Mesih Paşa bu savaşa tayin edildi. Lakin Lehistan Kralının Türk-Boğdan birliklerine karşı yürüttüğü savaşta büyük bir yenilgiye uğrayıp, ancak bin atlı ile hayatını kurtarabilmesi ve 20 bin araba dolusu ganimetin Osmanlı’nın eline geçmesi üzerine, buna gerek olmadığı anlaşıldı ve savaşın yönetimi Silistre sancak beyi akıncı kumandanı Malkoçoğlu Balı Bey’e verildi. Balı Bey Lehistan üzerine iki sefer yaptı ve 40 bin akıncının katıldığı bu sefer Osmanlı tarihinin en büyük akıncı seferlerinden biridir.

Ordunun sağ kanadını Balı Bey’in büyük oğlu Ali Bey, sol kanadı ise Mustafa Bey yönetiyordu. Türk atlıları önce Prut Nehri’ni, ardından Dniester nehrini geçti. Mustafa Bey önce Galiçya’ya girdi. Kuzeybatı istikametinde ilerledi. Lviv şehrinin 100 km kuzeybatısındaki Jaroslaw şehrini aldı. Burası Varşova’ya 260, Baltık Denizi’ne ise 500 km uzaklıktadır.

Balı Bey ise kuvvetleri ile Lviv şehrini aldı. Bütün Galiçya’yı geçerek Varşova şehrine girdi. Böylece ilk defa Türk Akıncılar’ı bu kadar kuzeye ulaşmış oluyorlardı. Bu birinci seferden sonra 10 bin seçkin esir ile Akkerman’a döndü.

Yaklaşık 3 ay sonra Osmanlı ordusu tekrar Lehistan’daydı. Bu sefer Podolya ve Galiçya üzerine gidildi fakat şiddetli soğuk yüzünden sefer uzun sürmedi.

Bu büyük başarı ile Balı Bey sancak beyliğinden beylerbeyliğine yükseltildi.

3.7)OSMANLI-VENEDİK SAVAŞI:

  Bayezid döneminin dış siyasetinde en büyük dalgalanma Venedik ile olan münasebetlerde görülmektedir. Başlangıçta, mevcut 1479 anlaşmasının bazı hükümlerini Venedik lehine değiştiren yeni bir anlaşmaya varıldı (6 Ocak 1482). Fakat Venedik Osmanlı hazinesine vermekte olduğu yıllık 10.000 dukayı ödemeyince Cem’in ölümünden sonra kendini daha serbest hisseden Bayezid Türk limanlarını Venedik ticaretine kapattı (1496). Bu sırada Kemal Reis kumandasındaki Osmanlı donanması da Dalmaçya sahillerini vurmaya başlamıştı. Venedik’in Türkler’e karşı Fransa ile ittifak yapması üzerine İstanbul’daki Venedikli tâcirler tutuklanıp mallarına el konuldu ve ardından savaş ilân edildi (1498). Dört yıl süren bu savaşta Türk donanması önce 9 Ağustos’ta Modon, 15 Ağustos’ta da Koron limanlarını ele geçirdi. Friuli bölgesine saldıran Türk akıncıları da Venedik önlerine kadar ilerlediler. Öte yandan Papa VI. Aleksandr ve Macar Kralı II. Ulaszlo ile ittifak yapan Venedikliler, İspanya ve Fransa gemilerinin de katılmasıyla 1501 yazında Midilli ve Çeşme’ye saldırmışlar, ancak bir sonuç alamamışlardı. Sonunda Venedik Cumhuriyeti papanın Haçlı çağrısının da etkisiz kaldığını görünce II. Bayezid ile anlaşma gereğini duydu. 14 Aralık 1502’de İstanbul’da Grekçe olarak düzenlenen, ancak Doc Leonardo Loredano tarafından 20 Mayıs 1503’te onaylanan antlaşmaya göre Venedik eskisi gibi yıllık 10.000 dukayı ödeyecek, Santa-Maura’da el koyduğu 34.000 dukayı da geri verecekti. Buna karşılık yeniden ticaret serbestliğine kavuşacak ve İstanbul’da üç yılda bir değişen bir baylo (bailo) bulundurma hakkını elde edecekti (Melikoff, I, 123-149).

3.8)DÖRDÜNCÜ SEFER-İ HÜMAYUN:

  Fatih devrinde alınmaya çalışılmasına rağmen ele geçirilemeyen Güney Mora’daki önemli Venedik deniz üslerinin fethi ve Osmanlı tarihinin ilk açık deniz meydan savaşındaki zafer Osmanlılar için 16. yüzyılın başındaki güzel haberlerdi.

Venedik’e ağır bir darbe vurmak isteğinde olan II. Bayezid denge politikası güdüyordu. Macaristan’la iyi geçinmeye çalışırken, aynı zamanda o zamanlar ayrı şehir devletleri hâlinde olan İtalya’nın zaten Venedikle arası iyi olmayan diğer şehir devletlerinin de Venedik’in yanında yer almaması için çaba sarfediyordu. Bu sıralarda Venedik’in Mora’da yer alan deniz üsleri İnebahtı’nın üzerinde Güney Mora’nın üç yarımadasının en batısında yer alan Modon, Koron ve Navarin limanları idi.

Sultan II. Bayezid, Venedik seferine çıkmak üzere, 31 Mayıs 1499 günü İstanbul’dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası’nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs’ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Amiral Melchior Trevisano, Mora’daki Venedik üslerinin başkumandanı tayin edildi ve hummalı bir savunma hazırlığına başlandı.

Sultan Vardar Yenicesi’ne geldi. Burada Rumeli Beylerbeyi Koca Mustafa Paşa, Venediklerin elindeki İnebahtı üzerine gönderildi. 1493’ten beri Kaptan-ı Derya’lık görevinde bulunan Küçük Davut Paşa Mora sularındaydı.

200 parçalık büyük Venedik Donanması Osmanlı Donanması’nı Mora sularından uzaklaştırmak maksadıyla Modon açıklarına gelmişti. Donanmanın başında Amiral Antonio Grimaldi vardı. Mora’nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu’nun açıklarında iki dev Donanma karşı karşıya geldi. Donanmayı Hümayun’u Kemal Reis idare ediyordu.

Sağ cenahın kumandanı Barak Reis amiral gemisini düşman gemilerinin arasına sürdü. Onlarca Venedik gemisi bu gemiyi indirmek için çalışıyorlardı. Düşman gemilerinin en yoğun olduğu bölgeye girip, gemideki barut deposunu ateşe veren Barak Reis, büyük bir patlamaya ve onlarca Venedik gemisinin infilakına neden oldu. Lakin kendisi ile birlikte 500 levent de ölenler arasındaydı. Bu hadisenin ardından taarruza geçen Osmanlı Donanması Venediklileri perişan etti.

Sapienza Deniz Savaşı ismi ile tarihe geçen bu savaş Osmanlıların tarihte kazandıkları ilk açık deniz savaşıdır. Büyük kahramanlıklarından dolayı Sapienza adasına Barak Reis adası adı verildi. Venedik Elçisi Alvise Manenti devletine gönderdiği raporda Osmanlı Sadrazamı’nın elçiye Sen Sinyoria hükümetine söyle, artık deniz ile evlenmesini bıraksınlar; artık sıra bize gelmiştir. dediğini bildirmiştir.[20] Bu zaferin ardından Venedik üslerini koruyacak bir kuvvet mevcut değildi.

3.9)BEŞİNCİ SEFER-İ HÜMAYUN:

  30 Ağustos 1499’da, Sapienza Deniz Savaşı’ndan 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı’nın olmuştu. Bölgedeki büyük Venedik Amirali’nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını bozmuş, kale komutanı kaleyi teslim etmişti. Osmanlı Ordusu için sıra, Mora’daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin’e gelmişti.

Ancak bu sıralarda 1479’dan bu yana Osmanlı hâkimiyetinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze’deki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmışlar fakat geri püskürtülmüşlerdi.

1499 yılının sonlarında Edirne’ye dönen II. Bayezid birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500’de Edirne’den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer-i Hümayun olarak değerlendirilmiştir.

7 Temmuz’da donanmanın geldiği Modon’a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek kaleyi kuşatmıştır. 24 Temmuz’da Venedik donanması muhasaranın kaldırılması maksadıyla hücuma geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500’de düşmüştü. Modon’un çetin mukavemetine rağmen düşürülmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.[21]

Fetihten 2 gün sonra, yani 12 Ağustos’ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar’dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik’e dönmüşlerdi.

16 Ağustos’ta ise Koron’nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik’in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmamıştı. 3 Aralık 1500 günü Venedik donanması Navarin önlerine geldi. Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı. Venedikliler böylece Navarin’i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.

3.10)OSMANLI-VENEDİK BARIŞ ANTLAŞMASI:

  Venedik, Osmanlı Devleti ile artık başedemiyordu. Özellikle Osmanlı akıncılarının yapmış olduğu her akın Venedik için büyük bir tehlike idi. Zira Osmanlıların her an için Venedik şehrini dahi istila etme ihtimali mevcuttu. Mora’dan tamamıyla atılan Venedik, denizlerde de faaliyet gösteremiyor, Kemal Reis başta olmak üzere Türk denizcileri Venedik’e göz açtırmıyorlardı.

Kefalonya gibi Aya Mavri adasını da işgal eden Venedik, 1502 yılının başlarında adayı ele geçirdi. Adayı korumakla görevli küçük yeniçeri müfrezesi vuruşmadan kaleyi teslim etmiş ve akabinde silahları ile birlikte İstanbul’a gelmişti. Sultan Bayezid düşmana karşı silah atmadan kaleyi teslim eden bu askerleri idam ettirdi. Birkaç ay sonra adaya gelen Kemal Reis 30 Ağustos 1502 tarihinde Venediklileri adadan çıkardı. 13 Ağustos 1502 tarihinde Venedik’in Arnavutluk’ta bulunan son üssü Dıraç’ın da Osmanlı’ya geçmesi ile Venedik’in Yunanistan gibi Arnavutluk’la da bir bağlantısı kalmadı.

Mora ve Arnavutluk’taki büyük üslerini ve denizlerdeki üstünlüğünü kaybeden Venedik için barıştan başka çözüm yolu kalmamıştı. 27 Eylül 1502’de kalabalık bir ekiple İstanbul’a gelen Venediklilerle 14 Aralık 1502’de 31 maddelik Osmanlı – Venedik Barış Antlaşması (İstanbul Muahedesi) imzalandı. Yalnız Kefalonya adası Venedik’e bırakılmış, bunun dışındaki tüm fetihleri Venedik tanımıştı.

4)SAFEVİLERLE İLİŞKİLER VE ŞAHKULU İSYANI:

  Bayezid’in barışçı ve çekingen siyaseti Safevîler’le ilişkilerde de Osmanlılar’ın aleyhine gelişti. Şah İsmâil’in Şiî siyaseti Anadolu’da etkisini gösterirken bu yayılmayı ısrarla önlemeye çalışan kişi Trabzon sancak beyi Şehzade Selim oldu. 20.000 kişilik bir Safevî kuvvetinin Ankara’ya kadar ilerlemesi tehlikenin büyüklüğünü gösterince Şiî olduklarından şüphelenilen 16.000 kişi Anadolu’dan Rumeli’ye göç ettirildi. Ancak 1511’de baş gösteren Şahkulu İsyanı Anadolu’yu baştan başa kana boyadı. Bu ayaklanmalar sırasında Tokat’ta Şah İsmâil adına hutbe bile okutuldu. Artan huzursuzluklar Bayezid’in tahtı kaybetmesinde büyük rol oynayacaktı.

Safevi Şah’ı İsmail 1507 yılında hem İstanbul’un hem de Kahire’nin göstereceği tepkiyi görmek amacıyla Dulkadiroğulları Beyliği’nin üzerine yürüdü. Asıl sebebi bu olmamakla beraber görünüşteki sebep, Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey’in Şii olan Şah’a kızını vermek istememesiydi. Şah İsmail Osmanlı topraklarından geçerek Kayseri üzerinden Dulkadir topraklarına girdi. Savaşta yenilen Alaüddevle Bozkurt Bey kaçtı ve Şah İsmail Bey’in bir oğlu ile iki torununu ele geçirerek öldürttü. Bunun üzerine Maraş’a ve Elbistan’a giren Şah İsmail Dulkadir Hanedanı’nın mezarlarını yaktırdı. Sonradan da Osmanlı Devleti’ne bir mektup yazıp topraklarını çiğnediğinden dolayı da özür diledi.

Yıllardan beri Dulkadiroğulları Beyliği’nin kendilerine bağlı olduğunu iddia eden Memluklular ve Osmanlılar bu hareketi cevapsız bıraktılar. Bu da Şah İsmail’in Anadolu’daki prestijini artırdı. Memluklular tamamıyla sessiz kalsa da Osmanlıların sessiz kalmaları mümkün değildi. Zira Trabzon sancak beyi Şehzade Selim, anne tarafından Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile akrabaydı. Şehzade Selim ve Şehzade Korkut Alaüddevle Bozkurt Bey’in kızı olan aynı anneden dünyaya gelmişti. Bir dayısına ve iki dayı oğluna yapılan bu harekete karşı Şehzade Selim Azerbaycan’a kadar Safevi topraklarına girerek Safevi Hanedanı’na mensup bazı kişileri esir alıp Trabzon’a getirerek dayısına yapılanın intikamını aldı. Babası Bayezid bile hiçbir şey yapmamışken Şehzade Selim’in bu hareketi gözlerin ona çevrilmesine neden oldu.

Bu arada II. Bayezid Şah İsmail’in herhangi bir seferine karşı Orta Anadolu’ya asker yığdı. Bu nedenle Şah İsmail Anadolu’nun içlerine girmekten çekinmiştir. Sayısı 115 bini bulan bu orduyu gözüne kestiremeyen Şah, II. Bayezid’e Şanlı büyük babam diye hitap ettiği bir mektup yazarak 1508 yıllarının ilk aylarında Diyarbakır’a çekildi.

Şah İsmail’in Anadolu’da Şii propagandası yapmakla görevlendirdiği kişi, Şah Kulu adı verilen biriydi. Şehzadeler arasındaki huzurluğun ortaya çıktığı dönemde Şah Kulu önderliğindeki Kızılbaşlar isyan etti. İsyancılar; Antalya, Kızılcakaya, Korkuteli, Elmalı, Burdur ve Keçiborlu yerleşimlerine baskın yaptıktan sonra Kütahya önlerine geldi. Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşa esir alınsa da şehir ele geçirilememiştir.

Şahkulu isyanının büyümesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi. Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa’yı öldürdükten sonra kuzeye ilerleyen Şahkulu, Altıntaş mevkiinde Şehzade Ahmet ile Hadım Ali Paşa’nın kuvvetlerince kuşatıldı. Bu sırada Şehzade Ahmet ile yeniçeriler arasında yaşanan anlaşmazlıktan faydalanan Şahkulu kuşatmadan kurtulmayı başardı. İsyancıları takip eden Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve Temmuz 1511’de yapılan çarpışma sonucunda Şahkulu ve kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Bu çarpışmada Şahkulu öldürülürken, Hadım Ali Paşa’da aldığı yaralar sebebiyle bir süre sonra öldü.

İsyanda esnasında Şehzade Ahmet’in en büyük destekçisi Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa’nın ölmesinin yanı sıra Şehzade Ahmet ile yeniçeriler arasında yaşanan anlaşmazlık ileriki yıllarda şehzadeler arasında yaşanan taht mücadelesinde belirleyici olmuş ve yeniçeriler Şehzade Selim’i desteklemişlerdir.

5)OĞULLARI ARASINDAKİ TAHT KAVGASI VE VEFATI:

  Yaşı ilerleyen ve nikris hastalığı yüzünden sağlığı bozulan Bayezid, davranışlarıyla kendisine benzeyen büyük oğlu Ahmed’i tahta geçirmek istediğinden, oğulları arasında çok erken bir mücadele başlamasına sebep oldu. 1503’te İstanbul’a gelen Venedik elçisi Andrea Gritti, padişahın bu eğilimine karşı Korkut’un kendisini saltanata en lâyık şehzade olarak gördüğünü, Selim’in ise İran şahı ile savaşından ötürü ün kazandığını belirtmektedir.

İlk önce harekete geçen Korkut Antalya’dan Saruhan’a (Manisa) nakledilmemesine kızarak 1509’da Mısır’a gittiyse de ertesi yıl geri döndü. Ancak onun sancağından ayrılıp Manisa’ya gitmesi, Şahkulu denilen Nûreddin Ali’ye isyan için büyük bir fırsat verdi. Anadolu’da Safevî egemenliğini sağlamaya çalışan Şahkulu 1511 baharında ayaklanınca büyük bir Sünnî-Şiî çatışması başladı. Üzerine gönderilen kuvvetleri yenen Şahkulu geçtiği yerlere dehşet salarak Bursa yakınlarına kadar ilerledi, daha sonra Sivas’a yöneldi ve Safevîler’e sığındı. Bu isyanı bastırmakla görevlendirilen Şehzade Ahmed’in başarısızlığı Selim’in şansını daha da arttırdı. Oğlu Süleyman’ın sancak beyi olduğu Kefe’ye giden Selim Silistre’ye naklini istedi. Teklifi kabul edilmeyince de topladığı kuvvetlerle Kili’ye geçip Edirne’ye doğru yürüdü (Haziran 1511). Bu durumda Bayezid Selim’i Semendire’ye nakletti ve Ahmed’i tahta geçirmeyeceğine de söz verdi, ancak bu anlaşma sürekli olmadı. Bir süre sonra babasının üzerine yürüyen Selim Uğraşköy savaşında yenilerek Kefe’ye döndü. Ancak Ahmed’in İstanbul’a çağrılması onu istemeyen yeniçerileri ayaklandırdı (21 Eylül 1511). Geri dönen Ahmed Konya’yı ele geçirdi. Bu defa da yeniçeriler padişahın idaresizliğini öne sürerek Selim’in kendilerine serdar tayin edilmesini istediler. Sonunda Bayezid bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Olaylar sırasında Bayezid’in hizmetinde bulunan Cenevizli Antonio Menovino’nun naklettiğine göre 19 Nisan’da İstanbul’a gelen Selim Yenibahçe’de karargâhını kurduktan sonra saraya gidip babasının elini öptü. Bayezid onun Anadolu’ya geçmesini isteyince de tahtın sahibi olursa gönül rahatlığıyla savaşabileceğini belirtti. Bunun üzerine Bayezid saltanatı ona bıraktı (Antonio Menavino, vr. 50b). Böylece yeniçerilerin desteğiyle tahta çıkan Bayezid 30 yıl, 11 ay, 2 gün süren bir saltanattan sonra yine yeniçerilerin baskısıyla 24 Nisan 1512’de tahttan çekilmiş oldu. Bayezid, yanına bazı adamlarıyla dört yük akçe alarak Dimetoka’ya gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı. Selim babasını şehir dışına kadar uğurladı. Tahtırevana binen Bayezid günde 5-6 km. yol alabiliyordu. Çorlu yakınındaki Abalar köyüne varıldığında fenalaştı ve 5 Rebîülevvel 918’de (21 Mayıs 1512) vefat etti. Ölüm sebebi çok şüpheli olan Bayezid’in bazı yerli ve yabancı kaynaklardaki kayıtlara göre zehirlenmiş olabileceği ihtimali üzerinde durulmaktadır. Cenazesi İstanbul’a getirildi ve bugün kendi adıyla anılan Beyazıt Meydanı’nda yaptırtmış olduğu caminin yanına gömüldü. Daha sonra üzerine bir türbe yaptırıldı.

KAYNAKÇA:

1)www.wikipedia.org

2)Türkiye Diyanet İşeri Vakfı İslâm Ansiklopedisi

Yorum Yap